İpucu: / ile aramayı aç, Esc ile kapat.

Çukurova'nın Tarihi: Kilikya'dan Bugüne Adana

Adana'nın 8000 yıllık köklü tarihini keşfedin. Tepebağ, Taşköprü, Ramazanoğulları ve Osmanlı dönemlerinden günümüze ulaşan anıtsal yapılar ve gezi rehberi.

ME Yazan Muhammet Elma

Çukurova’nın kalbinde yer alan Adana, binlerce yıllık geçmişiyle Akdeniz ile Anadolu’nun kesişim noktasında yükselen kadim bir şehirdir. Seyhan Nehri’nin bereketiyle sulanan bu topraklar, tarih boyunca büyük imparatorlukların, zengin ticaret yollarının ve farklı medeniyetlerin mücadele alanı olmuştur. Bugün kentin modern caddelerinde yürürken karşımıza çıkan asırlık köprüler, görkemli camiler, tarihi konaklar ve höyükler, bu toprakların çok katmanlı hafızasını gözler önüne serer. "adana tarihi" boyunca biriken bu zengin miras, kenti adeta yaşayan bir açık hava müzesine dönüştürmüştür.

Tepebağ Höyük ve İlk Yerleşim

Adana’nın kentsel hafızasının başladığı yer, bugün kentin merkezinde tek doğal yükselti olarak dikkat çeken Tepebağ Mahallesi’dir. Çukurova Ovası’nın ortasında güvenlik ve Seyhan Nehri’nin bahar taşkınlarından korunmak amacıyla seçilen bu stratejik tepe, aslında 8000 yıllık bir geçmişi bağrında saklayan kadim bir höyüktür. Arkeolojik araştırmalar, buradaki ilk yerleşim izlerinin Cilalı Taş Devri’ne kadar uzandığını göstermektedir.

Bugün Tepebağ sokaklarında yapacağınız bir yürüyüş, sizi bu katmanlı geçmişin en somut sivil mimari örnekleriyle buluşturur. Höyüğün üzerinde yükselen geleneksel Tepebağ Adana evleri, 19. yüzyıldan itibaren ovadaki pamuk üretiminin gelişmesi ve Türkmen obalarının yerleşik hayata geçmesiyle inşa edilmiştir. Genellikle iki veya üç katlı, tuğla ve ahşap karkas sistemle yapılan bu evler, Akdeniz’in sıcak iklimine uyum sağlayacak şekilde serin güney rüzgârlarını içeri alacak biçimde yönlendirilmiştir. Geniş avluları ve yüksek tavanlı odalarıyla bu yapılar, kentin ilk yerleşim yerindeki tarihi sürekliliği günümüze taşımaktadır.

Kilikya Bölgesi ve Antik Dönem

Antik çağda Alanya’dan Hatay-Dörtyol’a kadar uzanan ve kuzeyini Toros Dağları’nın çevrelediği geniş coğrafya Kilikya bölgesi olarak adlandırılmaktaydı. Coğrafi yapısına göre Dağlık Kilikya ve Ovalık Kilikya olarak ikiye ayrılan bu bölgede Adana, verimli düzlüklerin yer aldığı Ovalık Kilikya kısmında konumlanmıştır. Tarih boyunca bu stratejik ovaya sahip olmak isteyen medeniyetler, kente kendi dillerinde farklı isimler vermişlerdir. Mısırlıların Danuna, Asurluların Kue, Babillilerin Hume ve sonraki Arap kaynaklarının Ezeni olarak andığı şehrin bilinen ilk egemen gücü Kizzuwatna Krallığı olmuştur.

MÖ 1550’lere tarihlenen Hitit çivi yazılı belgelerinde ilk kez Adaniya adıyla anılan şehir, Hitit İmparatorluğu’nun yıkılışının ardından Geç Hitit krallıklarının ve ardından Asurluların egemenliğine girmiştir. Asurluların bölge halkına verdiği "Hilakku" isminin zamanla Hellenceye çevrilerek Kilikya adını oluşturduğu düşünülmektedir. Bölge, MÖ 6. yüzyılda Pers İmparatorluğu’nun en önemli eyaletlerinden biri olmuş; ardından Büyük İskender’in Doğu Seferi ile Hellenistik dönemi yaşamıştır. İskender’in MÖ 333 yılında Karataş ilçesindeki Magarsus antik kentine gelerek buradaki tapınakta kurbanlar sunduğu tarihi kayıtlarda yer almaktadır. Büyük İskender’in ölümünün ardından Selevkosların eline geçen şehir, MÖ 1. yüzyılda Roma İmparatorluğu’nun egemenliği altına girmiştir.

Roma Döneminde Çukurova ve Taşköprü

Roma İmparatorluğu dönemi, Adana ve çevresinin tarımsal, ticari ve mimari açıdan altın çağını yaşadığı bir dönem olmuştur. Romalılar, Çukurova’nın bereketli topraklarında "Latifundium" adı verilen devasa çiftlikler kurarak bölgeyi imparatorluğun en önemli tarım ve tahıl merkezlerinden biri haline getirmişlerdir. Bu ekonomik gücün ve askeri lojistiğin en büyük anıtı ise bugün Seyhan ve Yüreğir merkez ilçelerini birbirine bağlayan tarihi Taşköprü’dür.

İmparatorluğun doğu sınırlarına askeri ve ticari ulaşımı kolaylaştırmak amacıyla 4. yüzyılda mimar Auxentius tarafından inşa edilen Taşköprü, asırlardır Seyhan Nehri’nin hırçın sularına direnerek ayakta kalmıştır. Orijinalinde 21 kemer gözüyle inşa edilen bu muazzam köprü, nehir kıyısında zamanla yapılan toprak dolgular sebebiyle kısalmış ve günümüze 14 gözüyle ulaşmıştır. Köprünün inşasında kullanılan ve su emme özelliği az olan çok sert Misis taşları ile üstün Roma mühendisliği, yapının bin yılı aşkın süredir ayakta kalmasını sağlamıştır. Köprünün inşa sürecini anlatan tarihi kitabe bugün Adana Arkeoloji Müzesi’nde sergilenirken, köprünün ilk ayağındaki ay-yıldızlı arma ise sonraki dönemlerde gerçekleştirilen Osmanlı onarımlarının izini taşımaktadır.

Bizans ve Ermeni Krallığı Dönemi

Roma İmparatorluğu’nun 395 yılında ikiye bölünmesiyle Adana ve Çukurova bölgesi Bizans İmparatorluğu’nun egemenliği altına girmiştir. Bu dönemde de stratejik önemini koruyan kent, Bizans ile güneyden gelen Arap akınları arasında uzun yıllar bir sınır hattı oluşturmuştur. 8. yüzyılın sonlarında Abbasi Halifesi Mehdi ve oğlu Harun Reşid döneminde, kentin savunmasını güçlendirmek amacıyla Tepebağ ve Kayalıbağ mahallelerinin birleştiği alanda görkemli Adana Kalesi inşa edilmiştir. Yedi kuleli ve iki kapılı olarak yapılan bu kaleden günümüze ne yazık ki sadece küçük sur kalıntıları ulaşabilmiştir.

  1. yüzyıla gelindiğinde ise bölgede Kilikya Ermeni Krallığı’nın egemenliği kurulmuştur. Bu dönemde, ova üzerindeki ticaret yollarını ve nehir geçişlerini gözetlemek amacıyla sarp kayalıkların zirvelerine çok sayıda kale inşa edilmiştir. Bu kalelerin en görkemli örneği, Ceyhan ilçesinde sarp bir tepe üzerinde yükselen ve Şahmeran Efsanesi ile özdeşleşen Yılankale’dir. Kral I. Levon tarafından yaptırılan bu sarp kale, portatif merdivenlerle birbirine bağlanan üç kapılı savunma sistemiyle Çukurova’nın fethi en güç kalesi olarak tarihe geçmiştir.

Ramazanoğulları Beyliği

1352 yılından itibaren Çukurova’da egemenlik kuran Ramazanoğulları Beyliği, Adana’nın kentsel dokusunun ve düzenli imar faaliyetlerinin mimarı olmuştur. Bugün kentin tarihi merkezinde yer alan en önemli anıtsal yapıların büyük bir kısmı bu beylik döneminin izlerini taşımaktadır. Ramazanoğulları, mimaride Selçuklu, Memlük ve erken Osmanlı tarzlarını harmanlayan özgün bir üslup geliştirmişlerdir.

Bu dönemin en nadide sivil mimari örneği, 1360-1400 yılları arasında inşa edilen Ramazanoğlu Konağı’dır. Dünyada ayakta kalmayı başarmış en eski sivil konutlardan biri olan bu yapı, beylik sarayının günümüze ulaşan selamlık yani yönetim merkezidir. Tarihi konak, kesme taş ve tuğla örgülü üç katlı sade yapısıyla dikkat çeker. Konağın hemen yanında yükselen Ulu Camii ise siyah-beyaz mermer işçiliği ve Memlük üslubunu yansıtan minaresiyle külliyenin merkezini oluşturur. Beyliğin imar faaliyetleri kapsamında inşa edilen Gön Hanı, Tuz Hanı ve Çarşı Hamamı gibi yapılar da Adana’nın o dönemde nasıl canlı bir ticaret merkezine dönüştüğünü kanıtlamaktadır.

Osmanlı Döneminde Adana

Osmanlı İmparatorluğu’nun idaresine girmesiyle birlikte Adana, eyalet merkezi olarak idari yapısını güçlendirmiştir. Eyalet hazinesinin korunduğu ve güvenlik işlerinin yürütüldüğü Adana Kalesi bu dönemde de önemini korumuştur. Osmanlılar, şehirde dini ve sosyal ihtiyaçlara cevap verecek nitelikli yapılar inşa etmeye devam etmişlerdir.

Bu dönemin en özgün dini mimari örneği, klasik Osmanlı üslubunu kente taşıyan tek eser olan Hasan Ağa Camii’dir. Yüksek kasnaklı kubbesi ve revaklı avlusuyla klasik devir estetiğini yansıtan bu caminin yanı sıra, 1682 tarihli Mestanzade Camii de Osmanlı mimari gelişiminin kente vurduğu mühürlerdendir. 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde ise kentin silüetini değiştiren en önemli Osmanlı yatırımı Büyük Saat Kulesi olmuştur. 1881 yılında Vali Ziya Paşa döneminde yapımına başlanan ve 1882 yılında Vali Abidin Paşa tarafından tamamlanan 32 metre yüksekliğindeki bu kule, titiz tuğla işçiliği ve sağlam temelleriyle kentin zaman ritmini düzenleyen bir anıt olarak Büyük Saat semtinde bugün de dimdik ayakta durmaktadır.

Pamuk, Demiryolu ve Sanayileşme

  1. yüzyılın second yarısından itibaren Seyhan Nehri’nin ıslah edilmesi, Çukurova’da pamuk tarımının hızla gelişmesi ve sanayileşme adımları, Adana’nın sosyal ve mimari çehresini tamamen değiştirmiştir. Tarımsal üretimin fabrikasyon üretime dönüşmesiyle birlikte kentte büyük endüstriyel tesisler kurulmaya başlanmıştır. Bu sürecin en somut simgelerinden biri, 1907 yılında kurulan asırlık Milli Mensucat Fabrikası’dır. Cumhuriyet döneminin de ilk büyük sanayi hamlelerinden biri olan bu fabrika, pamuk ipliği üretimiyle Türkiye sanayisinin sembol yapılarından biri olmuştur. Ünlü yazar Orhan Kemal’in de bir dönem muhasebeci olarak çalıştığı bu tesis, yazarın "Cemile" ve "Murtaza" gibi ölümsüz romanlarına doğrudan ilham kaynağı olmuştur.

Sanayileşmeyle birlikte ulaşım ağının da modernize edilmesi gerekmiş; bu kapsamda Berlin-Bağdat-Hicaz demiryolu projesinin en zorlu geçiş noktası olan Karaisalı ilçesindeki Varda Köprüsü inşa edilmiştir. 1912 yılında Almanlar tarafından çelik kafes ve taş örme tekniğiyle yapılan 99 metre yüksekliğindeki bu mühendislik harikası viyadük, Toros Dağları’nın geçit vermez kanyonlarını demiryolu ağıyla birbirine bağlamıştır. Kent merkezinde ise 1908 yılında Seyhan üzerinde yükselen Demirköprü, modern ulaşım ağının şehre kazandırdığı bir diğer önemli yapı olmuştur.

Cumhuriyet Dönemi ve Bugünkü Adana

Cumhuriyetin ilanıyla birlikte Adana, modern bir sanayi ve tarım kenti kimliğini pekiştirmiştir. Kentin ilk endüstri mirası olan tarihi binaları zamanla korunarak kültürel alanlara dönüştürülmüştür. Bu dönüşümün en muazzam örneği, asırlık Milli Mensucat Fabrikası’nın restore edilmesiyle hayata geçirilen ve Türkiye’nin en büyük müze kompleksi unvanını taşıyan Adana Müze Kompleksi’dir. İçerisinde zengin arkeoloji koleksiyonları, Mozaik Teşhir Salonu, Kent, Tarım ve Sanayi müzelerini barındıran bu devasa alan, Çukurova’nın asırlık birikimini tek çatı altında toplamaktadır.

Kentin cumhuriyet dönemindeki modern silüetini taçlandıran en önemli eserlerden biri de 1998 yılında Seyhan Nehri kıyısında açılan Sabancı Merkez Camii olmuştur. Altı minaresi ve heybetli kubbe yapısıyla nehrin sularına yansıyan bu anıtsal cami, kentin asırlık inanç estetiğini modern dönemin imkânlarıyla birleştirmektedir. Caminin hemen kuzeyinde uzanan 50 hektarlık devasa Merkez Park ise Seyhan Nehri’nin iki yakasını yeşil bir vaha gibi birleştirerek modern Adana’nın yaşam kalitesini simgelemektedir.

Tarihin Şehirde Görülebildiği Noktalar

Adana’nın tarihi merkezinde yapacağınız bir günlük yürüyüş, size Kilikya’dan Cumhuriyet dönemine kadar uzanan kronolojik bir zaman tüneli sunar. Şehirde tarihin izlerini bizzat görebileceğiniz ana duraklar şunlardır:

  • Taşköprü: Roma döneminin mühendislik dehasını nehrin üzerinde hissetmek ve kentin simgesel manzarasını fotoğraflamak için ilk duraktır.
  • Ramazanoğlu Konağı ve Ulu Camii: Beylik döneminin zarif taş işçiliğini, saray yaşamının selamlık bölümünü ve Memlük tarzı minare estetiğini bir arada sunar.
  • Büyük Saat ve Kazancılar Çarşısı: Osmanlı döneminin anıtsal saat kulesinin gölgesinde, yüzyıllardır kesintisiz devam eden geleneksel esnaf ve arasta kültürünü yaşatır.
  • Bebekli Kilise: Seyhan ilçesinin tarihi Tepebağ sokaklarında yer alan, 1880'lerde İtalyan Katolik cemaati tarafından inşa edilen ve çatısındaki tunç Meryem Ana heykeliyle bilinen kentin kozmopolit hafızasının önemli bir parçasıdır.
  • Adana Müze Kompleksi: Tarihi Milli Mensucat Fabrikası binalarında hizmet veren, prehistorik dönem Hitit eserlerinden Roma mozaiklerine kadar bölgenin tüm hafızasını barındıran modern sergileme alanıdır.

Sıkça Sorulan Sorular

Adana kaç yıllık bir şehirdir?

Adana kent merkezindeki Tepebağ Höyüğü’nde yapılan arkeolojik araştırmalar, bölgedeki ilk yerleşim izlerinin Cilalı Taş Devri’ne kadar gittiğini göstermektedir. Bu doğrultuda Adana ve çevresinin yaklaşık 8000 yıllık köklü bir kentsel yerleşim geçmişine sahip olduğu kabul edilmektedir.

Kilikya neresidir?

Kilikya, antik dönemde Anadolu’nun güneyinde, batıda Alanya’dan doğuda Hatay-Dörtyol’a kadar uzanan ve kuzey sınırını Toros Dağları’nın çizdiği tarihi bölgedir. Dağlık ve Ovalık Kilikya olarak ikiye ayrılan bu coğrafyanın verimli ovalık kısmında Adana yer almaktadır.

Taşköprü hangi dönemde yapıldı?

Seyhan Nehri üzerinde yükselen tarihi Taşköprü, Roma İmparatorluğu döneminde, 4. yüzyılda inşa edilmiştir. Köprünün inşasını gerçekleştiren ve tarihi kaynaklarda adı geçen antik dönem mimarı ise Auxentius’tur.

Ramazanoğulları kimdir?

Ramazanoğulları, 1352 ile 1517 yılları arasında Çukurova bölgesinde hüküm süren ve Adana’yı başkent olarak kullanan Türkmen beyliğidir. Kentte bugün ayakta olan Ulu Camii, Ramazanoğlu Konağı, Çarşı Hamamı ve Tuz Hanı gibi many anıtsal tarihi eser bu beyliğin imar faaliyetleri döneminden kalmadır.

Adana'nın adı gelenekten nereye dayanıyor?

Tarihi kaynaklara göre kentin adı, MÖ 2. binyılda bu topraklarda yaşayan Luwilerin diline dayanmaktadır. Hitit çivi yazılı tabletlerinde MÖ 1550’lerde "Adaniya" veya "Ataniya" olarak geçen bu isim, asırlardır ufak ses değişimleriyle günümüze kadar ulaşmıştır.


Bu yazıyı paylaş

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yaz!

Yorum Yap

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanır. E-posta yayınlanmaz.

Devamı gelsin

İlgili Yazılar